Danslarını öğrendiğimiz bir halkı şekillendiren kültürel, sosyal ve siyasal koşullar hakkında bir parça fikir sahibi olmak gerekir diye düşünüyoruz. Hele de söz konusu halk Yunanlılar ve bu onların danslarını öğrenenler de biz olduğumuzda, bu ihtiyaç daha da belirgin hale geliyor. Resmi ideolojinin kasıtlı kurgularını bir kenara bırakırsak, Yunanlılar ve Yunanistan hakkında aslında neler biliyoruz? Yüzlerce yıldır yan yana, iç içe, kapı kapıya yaşadığımız bu halkı acaba ne kadar tanıyoruz? Yunanlılar kendi içlerinde geçmişte neler yaşadılar? Türkler ve Yunanlılar arasında geçmişte neler oldu? Yunan insanı nasıl biridir; ne yer, ne içer, nasıl davranır? Yunan dansları eğitimimiz boyunca bir yandan da tüm bu sorulara yanıt aramak isteyen dostlar için küçük bir kaynakça derledik. Ayrıca Türkçe'de bu konular hakkında aşağıdakinden çok daha zengin bir literatür bulunduğunu da hatırlatalım.
|
 |
Zorba
Nikos Kazancakis
Çeviren: Ahmet Angın
Can Yayınları, 295 sayfa,
Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis'in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir... 'Korkmamayı, yaşamı sevmeyi ve ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti,' diyor yazar. Gerçekten de Zorba, bir yaşam kılavuzudur. Özgür ufukların ve özgür insanların simgesidir. Bugün Nikos Kazancakis'in mezar taşında yazılı olanlar, doğrudan Zorba'nın ağzından dökülmüş yazgı sözcüklerini andırıyor: 'Hiçbir şey ummuyorum; hiçbir şeyden korkmuyorum; özgürüm.'
|
 |
Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Dido Sotiriyu
Çeviren: Atilla Tokatlı
Can Yayınları, 262 sayfa
'Ve sen Kör Mehmet'in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum... Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşehriler... Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendi kendini!.. Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden Selam Söyle Anadolu'ya!.. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin... Ve kardeşi kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!..' 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü alan bu kitap, kökleri Türkiye'de olan, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'den göç etmek zorunda kalan ünlü Yunanlı yazar Dido Sotiriyu'nun en önemli etkileyici kitabı. Türkiye'nin kültür mozayiğinde çok önemli bir yer tutan Yunanlı azınlıkların, Kurtuluş Savaşı öncesindeki ve savaş sırasındaki yaşamlarından gerçekçi kesitler sunan Dido Sotiriyu, kendisini şöyle tanıtıyor: 'Babam sabun yapımcısıydı. Çocukluk yıllarımda ailemle birlikte, doğduğum il olan Aydın'da yaşadım. 1922'de Anadolu'dan ayrılarak Yunanistan'a, amcamların yanına gitmek zorunda kaldım. Ailem daha sonra göçtü oraya. İlk çocukluk yıllarının anıları belleğimden silinmiyordu. Babamın arkadaşı Talat Beyler, sokakta oynadığım Rum ve Türk çocukları bugün bile aklımda. Yaşadığım günlerin, duyduğum gerçek olayların o kadar etkisi ve büyüsü altında kalmıştım ki, bu konuyu ele alan bir kitap yazma isteği içimde çığ gibi büyüyordu. 1962 yılında, Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı kitabım yayınlandı. Bence ilk kez gerçekleri ortaya koyan bu kitapta geçenler tümüyle tarafsız bir gözle yazıldı.'
|
 |
Rembetika
Gail Holst
Çeviren: V. Çelik Akpınar
Pan Yayıncılık, 176 sayfa
1920'lerde, Büyük Mübadele'nin ardından ortaya çıkan, Pire'nin esrar tekkelerinde serpilip büyüyen, sonraları Atina'nın kulüplerinde kendine yer bulan bir müzik türü rembetika. Doğu Akdeniz duyarlılığı müziğe sinmiş; sözlerse, hem Ege insanının hüznüne, tutkusuna, aşkına yer veriyor, hem de şehirli yeraltı dünyasının pek de saygıdeğer olmayan hayatına. 1965 yılında ilk kez gittiği Yunanistan'da karşılaştığı bu müzik türüne duyduğu ilgiyi kitaplaştıran Gail Holst, Avustralyalı bir müzikolog. Ortaya koyduğu eser, Yunanistan'da dört baskı yapmış. Kuru bir dille yazılmış uzmanlık tezi değil, rembetikanın tüm sıcaklığını duyuran, aynı zamanda bu müziğin tarihçesini ve ana öğelerini tanıtan bir çalışma. Kitabın değerini daha da artıran çok sayıdaki belgesel fotoğrafla, rembetika şarkı sözlerinin çevirisi.
|
 |
Geographika
Yeniden Keşfedilen Yunanistan
Mehmet Ali Gökaçtı
İletişim Yayınları, 616 sayfa
Sürekli altüst oluşlar içinde tarihi yeniden yazılan bir ülkeyi gezmek, görmek, gözlemlemek... Dostluk ve düşmanlık duygularının sırt sırta yaşadığı toprakları ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanları tanımak... Bir coğrafyaya resmi söylemlerin dışından ve ötesinden bakabilmek... Elinizdeki kitap yukarıdaki spotların ışıkları altında, kadim komşumuz Yunanistan'ı, geçmişten bugüne akan öyküsü eşliğinde anlatma iddiasını taşıyor. Geographika, kuzeyden güneye, anakaradan adalara tüm Yunanistan'ın "yeniden keşfi" bir anlamda. Arkeolojiden etnografyaya, mitolojiden siyasi tarihe, gündelik hayattan ekonomiye uzanan geniş bir yelpazede Yunanistan'ın dünü ve bugünü... Kitap, Yunanistan'ı üç tarihi kesitte ele alıyor: Antik dönemden Hıristiyanlığa, Osmanlı eegemenliğinden bağımsızlığa ve bağımsızlıktan günümüze. Tarihi kalıntılardan yemek kültürüne uzanan ayrıntılarla zengin bir rehber niteliği kazanan bu çalışma, harita, plan ve krokileri, geniş kaynakçası ile Türkçe'de eşi benzeri olmayan bir elkitabı aynı zamanda. Bu satırların okurları için son söz: Geographika ile Yeniden Keşfedilen Yunanistan'da iyi yolculuklar dileriz.
|
 |
Türkiye Rumları
Samim Akgönül
İletişim Yayınları, 440 Sayfa, 2008
Türkiye Rumları, bugün sayıları iyice azalmış bir cemaatin üyeleri. Azınlık statüsünün karşılığı olarak kullanılan, varlıkları ancak eski mahallelerdeki bir “renk” olarak hatırlanan bir cemaat. Şehirlerin havasında etkileri belli olmadan, kendilerine sağlanan haklara minnet duyup, sessiz sakin ve fazla göze batmayacak şekilde bir kenarda “muhafaza olmaları” yeterli görülüyor. Hem Türkiye hem de Yunanistan ulus-devlet çağı tarihlerinin nesnesi konumundalar. Samim Akgönül, Türkiye’deki Rum cemaatinin modern tarihini anlatırken bir yandan da insani bir derdin peşine bilimsel bir yetkinlikle düşüyor. Rum cemaati üyelerinin vatandaşlar olarak haklarını, ne düşündüklerini, nasıl yaşadıklarını, hayata nasıl tutunduklarını araştırıyor. Türkiye ve Yunanistan tarihindeki “etkileri”, turistik birer eşya değil, insan olarak Rum cemaati üyeleri; Türkiye Rumları’nın konusunu teşkil ediyor. Elbette siyasi tarih, uluslararası ilişkiler, milliyetçi bakış açısı ve tarihyazımı, sınırdışı edilmeler, tedhiş ve sindirme hareketleri de bu tarihi çevreliyor. Samim Akgönül, tarihi siyah ve beyaz diye bölmeyen bir bakış açısıyla ama olan biteni de tüm açıklığıyla ortaya koyarak yok olmakta olan bir cemaati, tarih ve toplumbilim çerçevesinde okuyucuya sunuyor.
|
 |
Modern Yunanistan Tarihi
Richard Clogg
Çeviren: Dilek Şendil
İletişim Yayınları, 312 sayfa
Yunanistan, 1830'da bağımsızlığını kazanan ve 1981 yılında da Avrupa Topluluğu üyeliğine alınan ilk Doğu Avrupa ülkesidir. Batı Avrupa'yı derinden etkileyen Rönesans, Aydınlanma, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi Yunanistan'ın uzağından geçmiş, ülkenin tarihine Ortodoks Hıristiyanlık ve Osmanlı yönetimi büyük ölçüde damgasını vurmuştur. Bu dinamiklerle Yunanistan, tarihsel gelişimi ve toplum yapısı bakımından Batı Avrupalı ortaklarından belirgin biçimde ayrılmaktadır. Daha da ötesi, bağımsız bir devlet olarak 150 yıllık geçmişinde, yurtdışındaki Yunan insanı, Yunanistan içinde yaşayanlardan daha çoktur. ABD, Kanada, Avustralya ve başka ülkelerde Yunan kökenli topluluklar görülmektedir. Bu etmenler, hem Balkan hem Akdenizli hem de Avrupalı olan, Osmanlı'dan da izler taşıyan ve bunları bugününe de kısmen yansıtan bir ülkenin tarihini daha da ilginç kılmaktadır. Richard Clogg, Yunanistan'ın tarihi konusunda uluslararası düzeyde kabul gören bir bilim adamı. 18. yüzyıl sonlarında ilk ulusal kıpırdanmaların görüldüğü günlerden günümüze uzanan modern Yunanistan tarihine bir giriş iddiasındaki, resimlerle zenginleştirilmiş bu kitapta Profesör Clogg, gerek meraklısına gerek bilimsel araştırma yapan uzmanlara gerekse 'komşu'sunu tanımak isteyenlere özlü ve derinlikli bir perspektif sunuyor.
|
 |
Geçmişten Bugüne Yunanlılar / Dil, Din ve Kimlikleri
Herkül Milas
İletişim Yayınları
Hep tekrar edilen bir konudur: Türkler komşularıyla gerçek anlamda ilgilenmezler. Bütün merak "milli güvenlik" konusu etrafında yoğunlaşır. Komşunun tarihi, kültürü, dini hakkında kalıp yargılar yeterli kabul edilir. Herkül Millas, Geçmişten Bugüne Yunanlılar’da dilleri, dinleri ve kimlikleriyle Yunanlıları, dilin oluşum sürecini, antik Yunan’dan Hıristiyanlığa uzanan dinsel tarihi, Yunan milliyetçiliğinin doğuşunu anlatıyor. Millete verilen yeni anlamların milli bilinci geçmişin dünyasından bugüne nasıl uzatıldığını ele alıyor. Kitaba değerini veren en önemli noktalardan biri Yunanca üzerine hazırlanmış tarihsel bir döküm ve transliterasyonla ilgili kimi uygulamalara da dikkat çeken uzun bir ek.
Hıristiyanlık, Ortodoksluk, dinsel ayrışmalara sebep olan tartışmalar, dinsel inanışın tarihsel uzantıları, kilisenin yapısı, rolü ve milliyetçilikle arasındaki gerilimli ilişki... Milliyetçiliğin ortaya çıkışı, kendi meşruiyet alanlarını yaratması, dile müdahale girişimleri, kiliseyle girişilen çatışma... Büyük felaket’ten Yunan Cuntası’na ve Avrupa Birliği’ne uzanan demokrasi deneyiminin arkasındaki kültürel geçmişin ana hatları... Komşunun hakkında gerçekten birşeyler öğrenmek isteyenlere, kendi sıradan kalıpları ile kurdukları önyargılarla yüzleşme cesaretini gösterebilenlere...
|
 |
Akiller Tartışıyor / Türk- Yunan Sorunları
Leyla Emeç Tavşanoğlu
Çağdaş Yayınları, 224 Sayfa
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler neden bir türlü düzelmez?
Neden bu iki ülke hem sınır konşusu hem Ege gibi verimli bir bölgede bulunurken, bölgelerinin çıkarlarından ortaklaşa yararlanacakları yerde birbirleriyle sürekli didişirler? İlişkileri krize sürükleyecek gerçek etkenler bulunmazken neden yapay nedenler yaratılır?
Neden iki taraftan basın ve medya mensupları sürekli olarak bu yapay gergin ortamı daha da germeye çalışırlar? İşte size, bu yapay gerginlik ve kriz ortamına bir örnek: Türklerin Kardak ya da İkizce, Yunanlıların da İmea olarak adlandırdıkları Kuzey Ege'deki iki kayalığın kime ait olduğu konusunda çıkarılan ve bir bardak suda koparılan fırtınaya benzer tartışma Ankara ve Atina'yı neredeyse savaşın eşiğine getiriyordu.
Sorunların soru - yanıta dönüştüğü bir yapıt bu.
|
 |
Yunanlıların ve Anadolu Rumlarının Anlatımıyla İzmir Savaşı
Bilge Umar
İnkılap Kitabevi, 220 Sayfa
1919-1922 Türk-Yunan savaşımına ve bunu izleyen ünlü "mübadele"ye ilişkin olarak aydınlarımızın bilgi edinebileceği Türk kaynak, günümüzde hayli zengin olmakla birlikte, hala önemli bir eksiklik gösteriyor: Yunanların ve Anadolu Rumlarının anılarını aktaran bir kitabın yokluğu. İşte, elinizdeki kitap, o eksiği gidermek için size sunuluyor.
Gerçekten birbirimizi anlamak, hatta tanımak için birbirimizin ne dediğini dinlemek, öğrenmek zorundayız; anlatılanları hoş bulmasak bile!
Bu kitaptan, bilmediğiniz pek çok şey öğreneceksiniz; en önemlisi, Anadolu yerlisi, ama gerçekten, yani babadan, dededen yerlisi olan Rumların Türklere ilişkin duygu, düşünce ve tutumlarının hiç de sandığınız gibi olmadığını göreceksiniz.
|
 |
Göç / Rumlar'ın Anadolu'dan Mecburi Ayrılışı
Herkül Milas
Çeviren: Damla Demirözü
İletişim Yayınları, 294 Sayfa
Yunanistan'da bulunan Küçük Asya Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanmış bir kitap Göç (Exodos). Rumların Anadolu'dan mecburi ayrılışları hakkında 1950'li, 1960'lı yıllarda yapılan sözlü tarih görüşmelerine, tanıklıklara yer veriyor. Göç edenlerin anlattıkları savaşın, insan hayatında nasıl acımasız bir mekanizma olarak yer alabildiğini, Rumlar ve Türkler arasında varolan sosyal hayatı nasıl altüst ettiğini, milli kimliğin destansı yönüne nasıl bir katkıda bulunduğunu ve toplumsal hafıza üzerinde nasıl bir travmatik etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 1919-1923 arası Anadolu'da yaşanan savaşın tarafları, kendi tarihlerinin bir parçası olan ve bir 'kurtuluş' ya da bir 'felaket' olarak tarif ettikleri savaşla hesaplaşabildikleri, bunu dokunulmaz bir hatıra veya şanlı geçmiş olarak değerlendirmekten vazgeçebildikleri oranda tarihle daha barışık bir ilişki kurabilecekler. Herkül Milas tarafından iki ciltlik orjinal kitaptan derlenen ve Damla Demirözü tarafından Türkçe'ye çevrilen Göç (Exodos), geçmişi yeniden düşünmek için başlı başına bir imkan olarak da değerlendirilebilir.
|
 |
Kritimu -
Girit'im Benim
Saba Altınsay
Can Yayınları, 288 Sayfa
"Göç sadece gideni değil, kalanı da peşinden sürüklüyordu," diyor Saba Altınsay; "insanın doğduğu toprak ile gömüleceği toprak aynı toprak olmayacaksa, ne kalır ki, geriye ölürken, yaşamdan? bu soruya bir yanıt bulma çabası bu roman.
- Oruç Aruoba -
Kritimu, Girit'im Benim, Osmanlı Devleti'nin zayıfladığı, topraklarını kaybetmeye başladığı yıllarda Girit'te yaşanan gelişmeleri anlatıyor. Girit'te Müslüman ve Hıristiyan halklar yüzyıllarca bir arada yaşamıştır, dilleri dillerine karışmış, gelenekleri zamanla birbirine benzemiş, tam anlamıyla bir kaynaşma gerçekleşmiştir. |
 |
Savaşın Çocukları / Girit'ten Sonra Ayvalık
Ahmet Yorulmaz
Belge Yayınları, 136 Sayfa
"Kitabı gerçekten çok başarılı buldum. Elinize yüreğinize sağlık. Çok acılı olaylar için 'sevdim' demek birden çelişkili geldi. Ama içtenliği, ne olursa olsun, insanlık durumlarının 'edebiyat' yapmadan anlatılışındaki doğrudanlık etkiledi beni. diyebilirim ki Türk-Yunan dostluğu, daha doğrusu insanlık barışı için çalışmanın doğrulandığını duyumsadım.
Kitabınızı okumak bana bir şeyler kattı."
Cengiz Bektaş
"Aynakis Hasan'ın dramı, göç olgusunun acılığı, çok etkileyici bir anlatımla ortaya konmuş. Romandaki kurgu, biçim, modern edebiyatın mimari yapısıyla bütünleşmiş. Özellikle sergilediğin anlatım, dil güzelliği beni büyüledi. Seni kutluyorum. İşin özünde halklar arasındaki kardeşlik ve barış sevgisi, romanın perspektivinde çok güzel vurgulanmış."
Mehdi Halıcı
Kitabı okuyan Necati Güngör, "Bu Benden Selam Söyle Anadolu'ya"nın yazarı Dido Sotiriyu'ya nazire anlamı taşıyor" diyor ve şunları ekliyor: "O, Ege'nin Türk kıyılarındaki mutlu yaşantılarından koparılışlarını anlatıyordu; bu kitap ise bunun Yunanistan tarafını... Türk-Yunan barış ve dostluğunun özlemini bu kitaptan çırkarmak, çok kolay artık. Kir Vladimiros ile karısının bir Türk çocuğuna gösterdikleri sevgi, insan sevgisinin en güzel örneği bence!"
|